EVVAB İNSAN

Yüce ALLAH'a, Evvab Olmaya Dair, Hanif'ce Yazılar

MÜSLÜMANIN PEYGAMBER ANLAYIŞI

Posted by EVVAB_İNSAN Ağustos 31, 2010

RESULE İTAAT, MÜSLÜMANIN PEYGAMBER ANLAYIŞI VEYA MÜSLÜMANIN PEYGAMBERE BAKIŞI

20Taha/134-Eğer biz onları o Kur’an’dan önce bir azap ile helâk etseydik mutlaka, “Ey Rabbimiz! Keşke bize bir peygamber(RESUL) gönderseydin de alçalıp rezil olmadan önce ayetlerine uysaydık” derlerdi.

28Kasas/47-Kendi yaptıkları sebebiyle başlarına bir musibet gelip de, “Ey Rabbimiz! Bize bir peygamber(RESUL) gönderseydin de ayetlerine uysaydık ve müminlerden olsaydık” diyecek olmasalardı, seni peygamber olarak göndermezdik.

25Furkan/30- Peygamber(RESUL) dedi ki: “Ey Rabbim! Halkım şu Kur’an’ı rafa kaldırılmış bir duruma getirdi.”

28Kasas/85-KUR’AN’I sana farz kılan Allah, şüphesiz seni dönülecek bir yere döndürecektir. De ki: “Rabbim hidayetle geleni ve apaçık bir sapıklık içinde olanı daha iyi bilir.”

[ÖZET:

Aşağıdaki yazıda özetle şunlar işlenmiştir. Allah bütün peygamberlere vahyi anlatmak ve buna uygun davranmak sorumluluğunu yüklemiştir. Ancak Allah peygamberlere haram, helal ve farz koyma yetkisini vermemiştir. Bütün kıyamet buradan kopmaktadır. Kendi hezeyanlarını Peygambere mal etmek isteyenler, Arap kültür ve geleneğini din diye lanse etmek isteyenler, hadis-sünnet adı altında kendi kafalarından yeni dini buyruklar ve yasaklar türetmektedirler. Hadis ve sünnetin gerçek anlamının ortaya çıkmasından ciddi biçimde rahatsız olmaktadırlar.

Peygamber kendisine vahyedilen Kur'an'dan elbette haramları, helalleri ve farzları anlatacaktır ve anlatmıştır. Bunlara uygun davranacaktır ve davranmıştır. Peygamber, elbette götürdüğü mesajı anlamayan insanlara, konunun ciddiyetini ve durumun vahametini ortaya koyan birtakım örnekler, benzetmeler ve tasvirlerle vahyi destekleyici açıklamalar yapacaktır. Mesajı ilgilendiren konuda ihtilafa(anlaşmazlığa) düşen insanların sorunlarını vahyin ışığında hak ve adaleti gözeterek çözümleyecektir. İhtilafların çözümlenmesine dair örnekler ve yöntemler Kur’an’da verilmiştir.

16Nahl/64-“Sana kitabı, ancak ihtilafa düştükleri (ayrılığa düştükleri) şeyleri onlara açıkça ortaya koyman için ve iman eden bir topluma doğru yolu gösterici ve rahmet olarak indirdik.”

Der ve DER Kİ:

2Bakara/213-“Bütün insanlık bir zamanlar tek bir topluluktu; (sonra ihtilafa düşmeye başladılar), bunun üzerine Allah, müjdeci ve uyarıcı olarak peygamberler gönderdi ve onlar aracılığıyla hakikati ortaya seren vahiy(ler) bahşetti ki, bununla insanların ihtilaf ettikleri/anlaşmazlığa düştükleri (farklı görüşler edinmeye başladıkları) her konuda karar verebilsin. Buna rağmen, kendilerine hakikatin bütün kanıtları geldikten sonra aralarındaki kıskançlıktan dolayı onun anlamı hakkında ihtilafa düşenler bizzat bu (vahy)in tevdi edildiği aynı insanlardı. Ancak Allah, insanları, kendi iradesiyle, üzerinde ihtilafa düştükleri hakikate sevk etti; çünkü Allah, (ulaşmak) isteyeni doğru yola ulaştırır.”

Ve YİNE DER Kİ:

3Al-i İmran/23-Kendilerine Kitap’tan bir pay verilenleri görmüyor musun ki, aralarında hüküm vermesi için Allah’ın Kitabına çağrılıyorlar da sonra içlerinden bir kısmı yüz çevirerek dönüp gidiyor.

SONUÇ OLARAK ADRES HEP KUR’AN OLMUŞTUR:

Sonuç olarak hadis kitaplarında Kur'an'a ekleme yapılan/uydurulan haram, helal ve farz iddiası geçersizdir. Ancak Kur'an'ı destekleyici hadisler, sözler ve davranışlar Müslümanın hayatında yer alabilir. ŞİMDİ BU AÇIKLAMAYA RAĞMEN, PEYGAMBERİN REDDEDİLDİĞİNİ İDDİA ETMEK, BU hakkı ortaya çıkarmak isteyenleri SUÇLAMAK, ONLARA İFTİRA ATMAK, YA SÖZÜ ANLAMAMAKTAN VEYA DİN İSTİSMARCILIĞINDAN KAYNAKLANABİLİR.

SON SÖZ: HADİSLER DİNİN KAYNAĞI DEĞİL, DİNİ ARKA PLANA SAHİP KÜLTÜREL BİR MİRASTIR. ÇÜNKÜ KESİN BİLGİ DEĞİL, ZAN VE TAHMİNLERE DAYALIDIR.]

Kutsal günler, geceler, saatler, sayılar, kişiler, yerler, eşyalar gerçekte ilahi mesaj kaynaklı değildir. Zorlama yorumlarla bunlara kapı aralanır. Allah’tan ve O’nun sözünden başka hiç kimse ve hiçbir şey kutsal değildir.

Popüler kültür ve popüler dini anlayışlar, ancak bilimsel kitap araştırmasından yoksun mitoloji düşkünü insanlara anlatılabilir ve ancak onlar bunlarla bir süre uyutulabilir. Ancak araştırmaya dayalı, Kur’an’ı ve rasyonel düşünmeyi esas alan kimseye bunları anlatması zordur.

Peygamberi kutsamak adına, sünnete bağlılık adına kandiller yetmedi, bir de 10 yıl önce Kutlu Doğum Haftası çıkardılar. Halkı kitaptan koparacak daha yeni günler icat edeceklerdir.

Unutmayın Allah’a ait din, Allah’ı ve O’nun bildirdiği değerleri öne çıkarır. Bu değerler ahlaktır, erdemdir, haktır, adalettir, sorumluluktur, dürüstlüktür, söze bağlılıktır, emektir, üretimdir, paylaşımdır, yalnızca Allah’a yakarıdır, iyiliktir, yardımlaşmadır, güvenilirliktir. Yalnızca Allah’ın yüceliğini haykırmaktır, O’nu anmaktır, O’na şükranlarını sunmaktır, O’nun verdiği nimetlerin bilincinde olmaktır, elinde olanların kendi emeğin ve O’nun lütfuyla, kaybettiklerinin de kendi hataların sonucu O’nun yoksun bıraktığının bilincinde olmaktır. Yaşadıklarının yaptıklarının sonucunda olduğunun bilincinde olmaktır. Yaratanın, yaşatanın ve hayatına müdahale eden tek egemen gücün O’nun olduğunun bilincinde olmaktır.

Peygamberler de bu değerlere en fazla sahip çıktıkları için değerlidirler. Ancak isterse peygamber olsunlar, evliyaları, pirleri, şeyhleri, kişileri öne çıkaranlar değer merkezli, ahlak merkezli değil kişi merkezli bir yaşamı esas alıp krallar yaratmak ve bu arada kendi güçlerine güç katmak istemektedirler. İstemektedirler ki peygamberleri ilah konumuna getirsinler ve böylece onlar örnek alınamasın ve böylece kendi efendilerine peygamber gibi davranmanın yolu açılsın.

Yoğun hurafe bombardımanın yaşandığı ve efendilerini putlaştırdıkları bir dönemde ve ortamda Peygamberler mücadelelerini Allah’ın sınırlarını zorlayanlara karşı vermişlerdir. Allah’tan rol çalmak isteyenlere karşı vermişlerdir. Önce haramların terki, sonra farzlara güç ölçüsünce uymak gibi.

Ne yazık ki PEYGAMBERİ ÖRNEK ALMAK, Peygamberin farz namaz ve oruç dışında bazen (ama düzenli değil) kıldığı-tuttuğu rivayet edilen (YÜZDE YÜZ DEĞİL, ZANNA DAYALI BİR BİLGİ) nafile namazları-oruçları tutmaya endekslenmiştir… Yaşadığı iklimin, coğrafyanın, bölgenin ve dönemin gereği olarak yediği, içtiği, giydiği şeylere ve benzeri tutumlara bağlanmıştır…

Her türlü sahteliğin, yalanın, ikiyüzlülüğün, din istismarının, şirkin yoğun yaşandığı bir ortamda ne gariptir ki insanlar nafile ibadetlerin faziletlerinden söz etmektedirler. Oysa fıkıh kaynaklarında da ifade edildiği gibi nafile (ekstra) ibadetler gizli yapılır. Dindarlık nafile ibadetlere bağlanmaz. Uluorta her yerde, yapılan nafilelerden söz edilmez, hele bunun yapılması gerektiği gibi yeni farzlar türetilmez. Çünkü farzları belirlemek, Allah’ın yetkisindedir.

Rivayet(hadis) kültüründe de nafilelerin Peygamber tarafından gizlice yapıldığı, düzenli yapılmadığı, kimseden istenmediği aktarılır. Peygamberi sevmenin ve hele ona itaat etmenin nafilelerle kesinlikle hiçbir ilgisi yoktur. Namazlar ve oruçlar peygamberler için tutulmaz, yalnızca Allah için tutulur.

Nafile ibadetlerin propagandasını yapmak, hem İslam’ın önceliklerini değiştirerek onun temellerini oymaktır hem de riyakarlıktır. Bir işyerinde tuttuğu nafile oruçları açığa vurarak kendisini bununla tanıtmak isteyen ve bu yolla nafile propagandasını yapan ve bununla kendisini tam, diğerlerini eksik Müslüman gören bir kafa riyakar bir kafadır.

Yahudi din adamları Hz. İsa’yı nafile oruç tutmamakla kınayınca, “Ne günah işledim ki oruç tutayım” cevabını vermiştir. Vücudundaki yoğun potansiyel enerjiyi kontrol edemeyen ve bunun sonucu kontrolsüz davranan biri ekstradan oruç tutabilir, ama kimseyi buna zorlayamaz. Farz oruç dışında Kur’an’da, kişi bazı günahları (hacdaki bazı görevleri eksik yapma veya eşini küçük düşürme gibi bazı durumlarda) işleyince farz oruç dışında da oruç tutması istenmiştir.

Nafile ibadetlere yoğunlaşanlar kendilerini sünnete bağlı olanlar diye tanımlamaktadırlar. Nafile ibadetleri farzlaştıranları eleştirenleri de sünneti reddetmekle suçlamaktadırlar. Şurası açıktır ki “Sünnete uymak” terimi, Peygamber’den en az bir asır sonra ortaya atılmıştır. Merak edenler hadis profesörü. Hayri Kırbaşoğlu’nun “Sünnet’le ilgili çalışmalarına bakabilirler.

Demek ki Peygamber döneminde Allah’ın Elçisi kendisini, Kur’an’a uyunca “Şimdi Kur’an’a uydum”, kendi sözlerine(hadislerine) uyunca veya ekstradan(nafile) namaz ve oruç tutunca, “Şimdi ben sünnete uydum” diye tanımlamıyordu.

Hadis ekolü “sünnet” kavramını Peygamberin dini uygulamalarıyla ilişkilendirerek bağlayıcı bir nass olarak görmüşlerdir. Mezheplerin öncüleri olan fakihler ise sünnet kavramını genellikle nafile veya mendub kavramları içinde değerlendirmişlerdir.

Hadisler, sözlü ve rivayet kaynaklı yazılı metinleri içerirken toplumsal uygulamalarla aktarılan dini uygulamalar sünnet kategorisine sokulmuştur. Böylelikle bir kesim, geleneksel kesimlerle bağlarını koruma yoluna gitmiştir. Hadis ekolü, hiçbir ayrım yapmadan hadis kitaplarında yazan her şeyi din olarak görürken buna alternatif gelişen sünnet bağlıları Kur’an’ı dikkate almanın gereğinden söz etmiştir. Sünnete taraf olan bu kesim, “dinin kaynağı Kur’an olmalıdır” tezini sözde savunsa da pratikte gelenek içinde kalmış, “ya ataları akledemediyse veya doğruyu bulamadılarsa” (2Bakara, 170) ayetini yeterince işletememiş, gelenek ile din arasına olması gereken belirgin çizgiyi koyamamıştır.

Hadis-sünnet taraftarları ‘mütevatir’ kavramına fena tutulmuşlardır. Mütevatir haber, büyük bir kalabalığın başka bir kalabalığa aktardığı haberdir. Kitlesel aktarım(rivayet) diye tanımlanabilecek mütevatir hadisler nedense tartışma dışı tutulmuştur. Hadis taraftarları mütevatir hadisleri %100 doğru kabul edilmiştir. Sünnet taraftarları da fiili uygulamaların mütevatir yolla geldiğini savunarak son noktayı koymuş, adeta geleneği bütünüyle korumaya almıştır. Demek ki Ehl-i Hadis ve Ehl-i Sünnet diye farklı iki anlayış belirmiştir.

Biraz rasyonel düşünen bilir ki mütevatir(kitlesel rivayet) haber, kesinlik ifade etmez. %80-99 arasında doğru kabul edilir. Kitlesel aktarım yoluyla gelen haberlerin yüksek olasılıkla doğru olması mümkündür. Ancak mütevatir haber, zayıf bir olasılık da olsa yanlışlanabilir. Bazen büyük kalabalıkların doğru olmayan, yanlış ve yalan haberler aktardığı da görülmüştür. Bir ülkenin halkı bazı konularda yanlış bilgilendirilebilir ve onlar da pekala bunu yanlış aktarım yapabilirler. Bir kral halkını bazı konularda ikna edebilir. Balık hafızasına sahip toplum, eğer bunu kayıt altına almazsa, 20-30 yıl sonra bunları hatırlamayabilir. Emeviler döneminde yaşanan pek çok şey baskı, zulüm ve şiddetten dolayı yeterince kayıt altına alınamamıştır. Bazı yıllar kayıp yıllar gibi durmaktadır. Örneğin o dönemlerde Peygamberin arkadaşları (sahabe) bu olup bitenlere nasıl tepki vermişlerdir, bunları net olarak bilememekteyiz.

Nitekim dünya dinlerindeki yanlış ve batıl inançların büyük kalabalıklar tarafından aktarıldığı yadsınamaz bir gerçektir. Hristiyan kültürde, 10-100 kişi değil binlerce insan kitlesel aktarım yoluyla İsa peygamberin ilah olduğunu, domuz etinin helal olduğunu ve daha pek çok hurafeyi aktarabilmişlerdir. Hinduizme inananların sığır konusundaki geçmişten aldıkları haberler de büyük kalabalıklar tarafından aktarılmıştır. Bu haberlerin tamamı mütevatir haberdir.

Dini çevrelerde Kur’an-ı Kerîm’in de mushaf haline gelene kadar sahabe tarafından mütevatir (tevatür) yolla muhafaza edildiği kabul edilir. Oysa Kur’an-ı Kerîm tevatür yolla değil bizzat Muhammed peygamber hayatta iken yazıya geçirilmiştir. Kısaca Kur’an, dilden dile büyük kalabalıklar tarafından aktarılan bir kitap değildir. Bilimsel ifadeyle yazıyla ulaşan haberler mütevatir haber olarak nitelendirilmez. Yazının doğruluğundan emin olunduğu zaman metin kesin bilgi içerir.

Hadisler konusunda ahad (tek kanallı) hadisler zan ifade ederken, mütevatir (çok kanallı) hadisler ise zann-ı galib ifade eder, kısaca doğru olma olasılığı yüksek olan hadis demektir. Evet, mütevatir kitlesel rivayet olduğuna göre, sonuçta o, BİR RİVAYETTİR.

Kur’an-ı Kerîm bilginin doğruluğu konusunda kalabalıkların getirdiği haberlere itibar etmekle beraber onların getirdiği haberi yüzde yüz doğru kabul etmez. Bu konuda sorgulayıcı yaklaşmayı ve akıl yürütmeyi gerekli görür. “Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun!” denildiğinde bazıları: “Hayır, biz (yalnız) atalarımızdan gördüğümüz (inanç ve eylemler)e uyarız!” diye cevap verirler. Ya ataları akıllarını hiç kullanmamış ve hidayetten nasip almamış iseler?” Bakara suresi, 170

Öyleyse şurası bilinmelidir ki ilahi kitap Kur’an, mütevatir yolla değil yazılı metin olarak gelmiştir. Mehmet Akif Ersoy’un Safahat’ı, Elmalılı’nın tefsiri bizlere mütevatir yolla mı ulaştı? Elbette hayır. Yazılı metin olarak ulaştı. Muhammed peygamber tarafından, daha kendisi hayatta iken kesin olarak kayda geçirilmiştir. O kendisine gelen vahyi kitlelerin inisiyatifine bırakmamıştır. Allah da buna izin vermemiştir. Böylelikle Allah tarafından korumaya alınmıştır. Dolayısıyla hadis veya sünnet korunmadıysa Kur’an da korunmamıştır. Çünkü, “Kur’an’ı koruyan kişiler, hadis ve sünneti de koruyan kişilerdir” sözü, düşünmeyen, sorgulamayan ve aklını kullanmayanın ya da din istismarcısının sözüdür.

15Hicr, 9-Hiç şüphesiz, mesajı (Kur’an’ı) biz indirdik biz; onun koruyucuları da gerçekten biziz.

Sözde sünnet savunucuları, önemli gerçekleri göz ardı etmektedirler: Kur’an’da “ilahi adalet” anlamında Allah’ın sünnetinden söz edilir. Peygambere özgü bir sünnetten söz edilecekse bilinmelidir ki Peygamberi sünnet vahyin takip ettiği değişmez çizgidir. Tüm peygamberler aynı çizgiyi izlemişlerdir. Peygamberler yapay kutsallara karşı mücadeleye hayatlarını adamışlardır. Hz. Muhammed hayatında bir kez bile kandil diye bir şeyi kutlamadığını yine aynı kaynaklar yazmaktadırlar. Diyanet, İslam Ansiklopedisi, Kandil maddesine göz atarsanız bu geleneğin Peygamberin vefatından 700 yıl sonra ortaya çıktığı referanslarıyla ortaya konmaktadır.

PEYGAMBERE(ELÇİYE) İTAAT

Peygambere itaat edilmesi konusundaki ayetleri getirenler de Kur’an’ı doğru bir okuyuşla okumak yerine popüler kültürle hareket etmektedirler. Oysa bilinmelidir ki inanç konularında itaat edilmesi değil iman edilmesi istenir. Nitekim başkana, komutana itaat edilir. Ancak sosyal alanda uygulama gerektiren konularda itaattan söz edilmiştir. 4Nisa, 80-“Elçiye itaat edin…” 4Nisa, 81-“Senin söylediğinden (dediğinden) başkasını kuruyorlar…” Elçiye itaat onun dediklerine olmaktadır.

Peki, elçi ne dedi? Allah Elçisi, Kur’an’da, “De ki:” diye başlayan ayetlerin tamamını, açıklaya açıklaya, örnekler vererek, ta ki muhataplarını anlayıncaya kadar söyledi. İtaat konusu kandil gecelerinin mübarekliği veya mehdi, mesih ya da hızır konusu, büyü konusuyla asla ilgili değildir. İtaat, inananlardan sosyal yaşamdaki işlerle ilgili uygulamalarda istenen bir eylemdir.

Peygambere itaat, inanç ve ibadet konusunda değil sosyal alandaki işlerle ilgilidir.

Kitapta açık hükmü bulunan bir konuda Peygamberi hakem kılmaktan (Peygambere itaattan) söz edilemez. (5Maide, 43) Adamın elinde Kur’an var, orada ‘hırsızlık yapmayın’ diyor. Gidip peygambere, “Hırsızlık hakkında ne yapmamızı önerirsiniz?” diye sorması ilahi mesaja uygun değildir. Çünkü bu çaba, mesajı sulandırma arayışıdır. Ne yazık ki Kur’an’ın kavramları incelenmeyince ayetler çarpıtılmaktır. Yine dinle ilgili sorunlarının cevabını Kur’an’dan kendi bulamadığı halde Peygamberin getirdiği çözüme teslim olmayan da ilahi mesaja aykırı davranmaktadır. Bunun için 4Nisa, 60-65 ve 5Maide, 43′a bakabilirsiniz.

5Maide/43-“Yanlarında, içinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrat varken nasıl oluyor da seni hakem yapıyorlar, sonra bunun ardından verdiğin hükümden yüz çeviriyorlar? İşte onlar (kendi kitaplarına da, sana da) inanmış değillerdir.”

Peygambere itaat konusu, sorunlar ve ihtilaflarla ilgilidir. 4Nisa, 60. ayete göre insanlar ihtilaf etmişler ve davalarını Kur’an’a ve Peygambere götürmeleri gerekirken bunlara karşıt güçlere götürmüşlerdir. Peygamberin görevlendirilme amacı olarak tebliğ, İslam’a davet ve ihtilafları çözümlemektir.

16Nahl/64-“Sana kitabı, ancak ihtilafa düştükleri (ayrılığa düştükleri) şeyleri onlara açıkça ortaya koyman için ve iman eden bir topluma doğru yolu gösterici ve rahmet olarak indirdik.”

Bizlerden Resulü örnek almamız, onu izlememiz istenmektedir. Resulü itaat etmenin hadis kitaplarına sarılmakla bir ilgisi yoktur. Çünkü hadis kitapları kesin bilgi değil zan içermektedir. Zan, her zaman palavra olmayabilir, ama dinin kaynağı da olamaz. Resulü örnek almak, Resullük iddiasına girmeden Resul gibi davranmak demektir. Resul ihtilafları nasıl çözümlüyordu?

1. Öncelikle davalıları dikkatli dinliyordu. Diyordu ki: “Siz bana davalarınızla geliyorsunuz. Olur ki birinizin ağzı iyi laf yapar, ben de zahire göre hükmederim (Çünkü gaybı bilemem) de haksızın lehine karar vermiş olabilirim.”

2. Ne ve kim olursa olsun hak ve adaleti gözetiyordu.. O sorunla ilgili ayeti ciddiyetle tedkik ediyor.

3. İhtilafların çözümüyle ilgili en sağlam deliller, örnekler ve metodlar en başta Kur’an’da vardır. Bu tedkik sürecinde yararlanmak isteyen için siyer, fıkıh, kelam, hadis ve günümüzün bilimsel çalışmalarının hepsi malzeme olarak gözden geçirilebilir. Ancak bu karar, uzmanlarınca vahye uygun olmak zorundadır. Çünkü ihtilaf çözmek uzmanlık işidir.

4. O sorunla ilgili ayeti ciddiyetle tedkik ediyordu. İhtilafların çözümüyle ilgili en sağlam deliller, örnekler ve metodlar en başta Kur’an’da vardır. Bu tedkik sürecinde yararlanmak isteyen için siyer, fıkıh, kelam, hadis ve günümüzün bilimsel çalışmalarının hepsi malzeme olarak gözden geçirilebilir. Ancak bu karar uzmanlarınca vahye uygun olmak zorunda. Çünkü ihtilaf çözmek uzmanlık işidir.

5. Bizler de Peygamberin tebliğ ettiği vahye uyacağız. İhtilafları adil bir biçimde Kur’an’da Allah’ın peygamberlerine öğrettiği yöntemi örnek alarak Rabbimizden yardım isteyerek uzmanlarla çözmeye çalışacağız. Neden böyledir? Allah peygamberleri ihtilafları çözsün diye gönderdi, ancak en başta Kur’an’ı da ihtilafları çözmek için gönderdi.

Oysa bugün tartışılan konu, halk yığınlarının sünneti hadis kitaplarından öğrenip öğrenmeme konusudur. Hatta hadis kitaplarından değil, hadis kitaplarından sonuç çıkaran din adamlarının eserlerinden… Hadis kitaplarını kaynak olarak görüyorlar, ama kaynak olarak gördükleri kitaplardan bile halkın yararlanmasına izin vermiyorlar. NEDEN? Çünkü hem bu hadis kitaplarına güvenmiyorlar, hem de halka güvenmiyorlar.

2Bakara/213-“Başlangıçta bütün insanlık bir zamanlar tek bir topluluktu; (sonra ihtilafa düşmeye başladılar), bunun üzerine Allah, müjdeci ve uyarıcı olarak peygamberler gönderdi ve onlar aracılığıyla hakikati ortaya seren vahiy(ler) bahşetti ki, bununla insanların ihtilaf ettikleri/anlaşmazlığa düştükleri (farklı görüşler edinmeye başladıkları) her konuda karar verebilsin. Buna rağmen, kendilerine hakikatin bütün kanıtları geldikten sonra aralarındaki kıskançlıktan dolayı onun anlamı hakkında ihtilafa düşenler bizzat bu (vahy)in tevdi edildiği aynı insanlardı. Ancak Allah, insanları, kendi iradesiyle, üzerinde ihtilafa düştükleri hakikate sevk etti; çünkü Allah, (ulaşmak) isteyeni doğru yola ulaştırır.”

3Al-i İmran/23-Kendilerine Kitap’tan bir pay verilenleri görmüyor musun ki, aralarında hüküm vermesi için Allah’ın Kitabına çağrılıyorlar da sonra içlerinden bir kısmı yüz çevirerek dönüp gidiyor.

Araştırmacılar için konusal fihrist:

Elçiye itaat etmek-4/80 24/54,56 (4/50,64) Diğer elçilere itaat-3/50 26/108,110,126,131,144,150,163,179 43/63 71/3;

SORULAR

SORU1: Aşağıdaki ayete göre Peygamber İsa ve Nuh, “Allah’a kulluk(ibadet) edin. O’na karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun(takva) ve bana itaat edin” dedikleri zaman “Allah’ın kitabından size anlattıklarıma uyun” mu demek istemişlerdir, yoksa kendi hadislerine itaat edilmesini istemişlerdir? Elbette ki Allah’ın vahyettiği ilahi kitaba uymalarını istemişlerdir. Çünkü hiçbir peygamber hem Allah’ın sözlerine hem de kendi sözlerine çağırmaz. İnsanlar ayetleri anlamadılarsa veya anlaşmazlığa düştülerse peygamberler devreye girer ve sorunu vahiy ışığında çözümlerler.

3Al-i İmran/50-“Benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için gönderildim ve Rabbiniz tarafından size bir mucize de getirdim. Artık Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun(takva) ve bana itaat edin.” 51-“Şüphesiz Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O’na kulluk(ibadet) edin. İşte bu, doğru yoldur.”

71Nuh/3-“Allah’a kulluk(ibadet) edin. O’na karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun(takva) ve bana itaat edin.”

Soru2: Allah aşağıdaki ayette, “Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Resûle itaat edin” buyrulmuştur. O halde namaz kılmanın ve zekat vermenin Resule itaat etmenin kapsamında olduğunu söyleyebilir miyiz? Elbette ki hayır. Çünkü namaz ve zekat, peygambere itaattan ayrıca ve ondan önce zikredilmiştir.

24Nur/55-“Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaadde bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir. 56-Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Resûle itaat edin ki size merhamet edilsin.

Allah’ın Elçisi, mü’minler ihtilafa düştükleri zaman ve kendi başlarına sorunu çözemedikleri zaman devreye girer. Bu durumda onun getirdiği çözüme uymak ilahi bir buyruktur. (4Nisa, 60-65) Kendi başlarına çözüme kavuştukları konularda Elçi müdahale etmez, tam tersine bu davranışı destekler ve teşvik eder. Çünkü o kendi ayakları üzerinde duran toplum oluşturmak ister.

Allah’ın Elçisi yöneticidir; yol, çeşme, okul, hastane yapılacaktır, emreder ve Müslümanlar da ona itaat ederler.

Allah’ın Elçisi komutandır; savaşa gidilecekse emreder, Müslümanlar da ona itaat ederler.

Allah’ın Elçisi uzmandır; eğer şeker ve kolesterolden anlıyorsa, tatlı ve hamurlu yiyecekleri yasaklar, Müslümanlar da ona itaat ederler.

Allah’ın Elçisi yargıçtır; onun yargıçlığını kabul edenlerin dünya işleriyle ilgili uyuşmazlıklarında Kur’an ve aklı ışığında yargılama yapar, bu yargılamayı kabul edenler itaat ederler. Çünkü yargılama yapılanlar arasında Yahudiler de olmuştur.

Allah’ın Elçisi toplumsal liderdir; mü’minlerin dostudur, onun dostu da mü’minlerdir. İyi, doğru, güzel, ahlaki ve rasyonel olanı öğütler, mü’minler de ona itaat eder. Bu itaat konusunda hayır ve hasenat, sosyal yardım, dürüstlük ve adalet gibi ahlaki konular egemendir.

Allah’ın Elçisi dini anlama konusunda uzmandır; Müslümanlar bazı konularda anlaşmazlığa düştüler ve sorunlarını kendi başlarına çözemedilerse o, devreye girer, vahiy ışığında konuyu çözer, Müslümanlar da ona itaat ederler.

Allah’ın elçisi bir insandır; gaybı bilmez, doğaüstü bir gücü yoktur, kutsal (ilah) değildir. Din (haram) ve yeni kutsallar ortaya koyamaz, inanç konularını belirleyemez. Çünkü o sadece bir insan elçidir. (17İsra, 93,94,95) O, Allah’a ait özelliklere de sahip değildir. Günlerin, gecelerin, eşyaların, yerlerin, sayıların, insanların kutsallığını ilan etmek onun görevi, işi ve yetkisi dahilinde değildir. Çünkü elçi, kendisini görevlendirene tabidir. Kendisine görevlendirenle eşdeğer olmadığı gibi ona yakın özelliklere de sahip değildir. Görevlendiren sorumluluğun yerine getirilmediğini görürse elçiyi görevden alma ve yerine başkasını atama yetkisine sahiptir. Böyleyken elçinin görevlendirenle yetki paylaşımına girme iddiası, eğer peygamberler böyle yapmadılarsa ki yapmadılar, hem onları İslamdışı ilan etmedir hem de onlara iftiradır.

Kutsal (insanüstü, doğaüstü güce sahip, erişilmez, ulaşılmaz, gaybı bilme, sorgulanamaz, eşsiz-benzersiz, yanılmaz-unutmaz gibi üstün niteliklere sahip) olan yalnızca Allah’tır. Vahyin taşıyıcısı da taşıdığı sürece geçici olarak kutsallık kazandırılmıştır. Ama asla kutsal değildir. Mutlak kutsal (el-kuddûs) olan yalnızca Allah’tır. (59Haşr, 23)

PEYGAMBERLER, İLAHİ KİTAPTA HAKKINDA NET BİR HÜKÜM BULUNAN BİR KONUDA VEYA İHTİLAFLARI İNSANLAR KENDİ BAŞLARINA VAHYE UYGUN BİR BİÇİMDE ÇÖZEBİLİYORLARSA HAKEMLİK YAPAMAZLAR; PEYGAMBERLER İNSANLARIN İHTİLAF ETTİKLERİ, ANCAK SORUNU KENDİ BAŞLARINA ÇÖZEMEDİKLERİ KONULARDA VAHYE DAYANARAK OLAYA MÜDAHİL OLURLAR. BÖYLE BİR DURUMDA ELÇİLERE İTAAT ETMEMEK OLAMAZ. ÇÜNKÜ HEM SORUNU ÇÖZEMİYORSUN HEM DE VAHYE UYGUN GETİRİLEN ÇÖZÜME AYAK DİRİYORSUN.

42Şura/10-“Hakkında ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyin hükmü Allah’a aittir. İşte bu, Rabbim Allah’tır. Yalnız O’na tevekkül ettim ve ancak O’na yöneliyorum.”

6En’am/114-“Allah size Kitab’ı (Kur’an’ı) bölüm bölüm (yeterince) açıklanmış biçimde indirmiş iken ben Allah’tan başka bir hakem mi arayacağım?” (de). Kendilerine kitap verdiklerimiz de onun, Rabbin katından hak olarak indirilmiş olduğunu bilirler. O hâlde, sakın şüphecilerden olma.”

5Maide/43-“Yanlarında, içinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrat varken nasıl oluyor da seni hakem yapıyorlar, sonra bunun ardından verdiğin hükümden yüz çeviriyorlar? İşte onlar (kendi kitaplarına da, sana da) inanmış değillerdir.”

(AŞAĞIDAKİ AYETLERE GÖRE BİR GRUP MÜSLÜMAN İHTİLAF ETMİŞ, SORUNU VAHYE UYGUN BİR BİÇİMDE ÇÖZEMEMİŞ, ÜSTELİK ALLAH’IN BUYRUĞUNA(KUR’AN’A) AYKIRI ÇÖZÜMLEYECEK BAŞKA KİŞİLERE (TAĞUTA) BAŞVURMUŞLARDIR. OYSA BÖYLE BİR DURUMDA BAŞVURULACAK KİŞİ VAHYE UYGUN SORUNU ÇÖZÜMLEYECEK ALLAH’IN ELÇİSİ OLMALIYDI. BÖYLE BİR DURUMDA ONA İTAAT EDİLMELİYDİ.)

4Nisa/60-Sana indirilen Kur’an’a ve senden önce indirilene inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Tâğût’u tanımamaları kendilerine emrolunduğu hâlde, onun önünde muhakeme olmak istiyorlar. Şeytan da onları derin bir sapıklığa düşürmek istiyor.

4Nisa/61-Münafıklara, “Allah’ın indirdiğine (Kur’an’a) ve Peygambere gelin” dendiği zaman, onların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.

4Nisa/62-Kendi işledikleri yüzünden başlarına bir musibet geldiği, sonra da “Biz iyilik etmek ve uzlaştırmaktan başka bir şey istememiştik” diye Allah’a yemin ederek sana geldikleri zaman hâlleri nasıl olur?

4Nisa/63-Onlar, Allah’ın kalplerindekini bildiği kimselerdir. Öyleyse onlara aldırma. Onlara öğüt ver ve onlara, kendileri hakkında etkili ve güzel söz söyle.

4Nisa/64-Biz her peygamberi sırf, Allah’ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan günahlarının bağışlamasını dileseler ve Peygamber de onlara bağışlama dileseydi, elbette Allah’ı tövbeleri çok kabul edici ve çok merhametli bulacaklardı.

4Nisa/65-Hayır! Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar.

16Nahl/64-“Sana kitabı, ancak ihtilafa düştükleri şeyleri onlara açıkça ortaya koyman için ve iman eden bir topluma doğru yolu gösterici ve rahmet olarak indirdik.”

AŞAĞIDAKİ HADİS KİTAPLARINDAKİ HADİS SAYISI YAKLAŞIK 2 MİLYONU BULMAKTADIR VE BİR HADİS BİLGİNİNİN (ALİMİNİN) SAHİH HADİS DEDİĞİNE DİĞER HADİS BİLGİNİ ZAYIF VEYA UYDURMA DİYEBİLMEKTEDİR. BİRİNİN HARAM DEDİĞİNE DİĞERİ HELAL DİYEBİLMEKTEDİR. “PEYGAMBERE İTAAT“İ VEYA “PEYGAMBERİ ÖRNEK“ ALMAYI BU SÖZLERE BAĞLARSAK DİN KONUSUNDA SAĞLAM KULPA(2BAKARA, 256) YAPIŞMIŞ OLABİLİR MİYİZ?

EN SAĞLAM(SAHİH) HADİS KİTABI DİYE BİLİNEN İLK 7 HADİS KİTABININ HEPSİNİN ORTAKLAŞA, “BU HADİS SAHİHTİR“ DİYE İTTİFAK ETTİKLERİ HADİS SAYISI 295‘TİR

1-Buhari 2-Müslim 3-Ebu Davud 4-İbn Mace 5-Tirmizi 6-Nesai 7-Ahmed 8- Abdullah İbn Ahmed 9-Abdurrezzaq 10-Tayalisi 11-Sa’d İbn Mansur 12-İbn Ebi Şeybe 13-Ebu Ya’la 14-Taberani Kebir 15- Taberani Evsat 16-Darequtni 17-Ebu Nua’ym 18-Muvatta 19-Beyhaki 20-Uqayli 21-İbn Adiyy 22-Hatib 23-İbn Asakir 24-İbn Cerir 25-İbn Hibban(Sahih) 26-Hakim 27-Ziya(Muhtare) 28-Darimi 29-İbn Huzeyme 30-İsfehani 31-İbn Abdilberr 32-Quşeyri 33-Beğavi 34-Tahavi 35-Ebu’ş-Şeyh 36-İbnu’n-Neccar 37-İbnu’s-Sunni 38-Hammad 39-Baverdi 40-Şirazi 41-Rafii 42-Ruyani 43-İbn Lal 44-İbn Nasr 45-İbn Şahin 46-İbn Merdeveyh 47-Ebu Nasr 48-Nu’aym İbn Hammad 49-Haris İbn Ebi Usame 50-Ez-Zehebi

(DİNİ VE ÖZELLİKLE TASAVVUFİ ÇEVRELERDE YUKARIDAKİ HADİS KİTAPLARI KADAR HATTA DAHA YOĞUN BİÇİMDE YUKARIDA ADI GEÇMEYEN RAMUZU’L-HADİS VE ACLUNİ GİBİ DAHA BAŞKA PEK ÇOK HADİS KİTABI DİNİ ÖĞRENMEK VE YAŞAMAK AMACIYLA KULLANILMAKTADIR. BUNLARIN DIŞINDA İRAN VE IRAK’TAKİ ŞİA’NIN KULLANDIĞI BELKİ YUKARIDA ZİKREDİLEN HADİS KİTABI HACMİNCE HADİS LİTERATÜRÜ VARDIR Kİ ONLAR DA KENDİ KİTAPLARININ SAHİH OLDUKLARINI SAVUNMAKTADIRLAR.

PEKİ, MÜSLÜMAN ALLAH’IN YANINDA KENDİSİNİ NE İLE SAVUNACAK?)

43Zuhruf/44-“Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ondan sorumlu tutulacaksınız(hesaba çekileceksiniz).”

PEYGAMBERLER KENDİLERİNE İNDİRİLEN VAHYİ TEBLİĞ EDERLER

5Maide/67-Ey elçi! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O’nun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah, seni insanlardan korur. Şüphesiz Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmeyecektir.

6En’am/19-“De ki: “Hakikatin en güvenilir şahidi kimdir?” De ki: “Allah benim ile sizin aranızda şahittir(kanıttır); ve bu Kuran bana vahyedildi ki ona dayanarak sizi ve onun ulaşabileceği herkesi uyarabileyim”. Siz, Allahtan başka ilahların olduğuna gerçekten şahitlik yapabilir misiniz? De ki: “Ben (böyle) bir şahitlik yapmam!” De ki: “O, tek ilahtır ve bakın, sizin yaptığınız gibi, Allahtan başka şeylere ilahlık yakıştırmak benden uzak olsun!”

33Ahzab/39-Daha önce gelip geçen o peygamberler, Allah’ın vahiylerini tebliğ eden, Allah’tan korkan, başka hiç kimseden korkmayan kimselerdir. Allah, hesap görücü olarak yeter.

28Kasas/47-Kendi yaptıkları sebebiyle başlarına bir musibet gelip de, “Ey Rabbimiz! Bize bir Peygamber(resul) gönderseydin de ayetlerine uysaydık ve müminlerden olsaydık” diyecek olmasalardı, seni peygamber olarak göndermezdik.

20Taha/134-Eğer biz onları o Kur’an’dan önce bir azap ile helâk etseydik mutlaka, “Ey Rabbimiz! Keşke bize bir peygamber(resul) gönderseydin de alçalıp rezil olmadan önce âyetlerine uysaydık” derlerdi.

28Kasas/85-Kur’an’ı sana farz kılan Allah, şüphesiz seni dönülecek bir yere döndürecektir. De ki: “Rabbim hidayetle geleni ve apaçık bir sapıklık içinde olanı daha iyi bilir.”

7A’raf/62-“(Nuh:) Ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ediyorum ve size nasihat ediyorum. Sizin bilmediğiniz şeyleri de Allah tarafından gelen vahiy ile biliyorum.”

7A’raf/68- “(Hud:) Rabbimin vahyettiklerini size tebliğ ediyorum. Ben sizin için güvenilir bir nasihatçıyım.”

7A’raf/79- Artık, Salih onlardan yüz çevirdi ve “Andolsun, ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ettim ve size nasihatta bulundum. Fakat siz nasihat edenleri sevmiyorsunuz” dedi.

7A’raf/93-(Şu’ayb) onlardan yüz çevirdi ve dedi ki: “Ey kavmim! Andolsun, ben size Rabbimin vahyettiklerini ulaştırdım. Size nasihat de ettim. Şimdi ben, inkârcı bir topluluğa nasıl üzülürüm?”

11Hud/57-“(Hud:) Eğer yüz çevirirseniz; bilin ki ben, benimle gönderileni size tebliğ ettim. Rabbim (dilerse) sizden başka bir kavmi sizin yerinize getirir ve siz O’na bir zarar veremezsiniz. Şüphesiz Rabbim, her şeyi koruyup gözetendir.”

46Ahkaf/23-O(Hud), “(Bu akibetin ne zaman gerçekleşeceği) bilgisi Allah katındadır.” dedi, “Ben, sadece bana emanet edilen mesajı size iletiyorum; ama görüyorum ki siz (doğrudan ve eğriden) habersiz bir kavimsiniz!”

72Cin/28-Öyle ki onların, Rablerinden gelen risaleti (insanlara gönderilenleri) tebliğ ettiklerini bilsin. (Allah,) onların nezdinde olanları sarıp kuşatmış ve her şeyi sayı olarak da sayıp tesbit etmiştir.

3Al-i İmran/79-Allah’ın vahiy, sağlam muhakeme ve peygamberlik bağışladığı hiç kimsenin bundan sonra halkına, “Allah’ın yanı sıra bana da kulluk edin!” demesi düşünülemez; aksine, (onlara şöyle öğüt verir): “ilahi kelamın bilgisini yayarak ve kendiniz (onu) derinlemesine inceleyerek Allah adamları olun!”

3Al-i İmran/80-O, melekleri ve peygamberleri Rabler edinmenizi emretmez. Siz, Müslüman olduktan sonra, size küfrü mü emredecek?

PEYGAMBERİN PEYGAMBERLİK ÖNCESİNDEKİ KONUMU

28Kasas/86-Sen, bu kitabın sana verileceğini ummuyordun. Ancak o, Rabbinden bir rahmet olarak sana verildi. Öyle ise kâfirlere sakın arka çıkma.

42Şura/52-İşte böylece sana da emrimizle Kur’an’ı vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz ki sen doğru bir yolu göstermektesin.

93Duha/7-Ve seni yol bilmez iken, doğru yola yöneltip iletmedi mi?

PEYGAMBERLERE VAHYEDİLEN İLAHİ KİTAPTIR (KUR’AN’DIR)

6En’am/19-“De ki: “Hakikatin en güvenilir şahidi kimdir?” De ki: “Allah benim ile sizin aranızda şahittir; ve bu Kuran bana vahyedildi ki ona dayanarak sizi ve onun ulaşabileceği herkesi uyarabileyim”. Siz, Allahtan başka ilahların olduğuna gerçekten şahitlik yapabilir misiniz? De ki: “Ben (böyle) bir şahitlik yapmam!” De ki: “O, tek ilahtır ve bakın, sizin yaptığınız gibi, Allahtan başka şeylere ilahlık yakıştırmak benden uzak olsun!”

12Yusuf/3-Sana bu Kur’an’ı vahyetmekle kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Hâlbuki daha önce sen bunlardan habersiz idin.

42Şura/7-Böylece biz sana Arapça bir Kur’an vahyettik ki, şehirlerin anası olan Mekke’de ve çevresinde bulunanları uyarasın.

PEYGAMBERLER VAHİY DIŞINA ÇIKMAZLAR

3Al-i İmran/79-Allah’ın vahiy, sağlam muhakeme ve peygamberlik bağışladığı hiç kimsenin bundan sonra halkına, “Allah’ın yanı sıra bana da kulluk edin!” demesi düşünülemez; aksine, (onlara şöyle öğüt verir): “ilahi kelamın bilgisini yayarak ve kendiniz (onu) derinlemesine inceleyerek Allah adamları olun!”

3Al-i İmran/80-O, melekleri ve peygamberleri Rabler edinmenizi emretmez. Siz, Müslüman olduktan sonra, size küfrü mü emredecek?

5Maide/67-Ey elçi! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O’nun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah, seni insanlardan korur. Şüphesiz Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmeyecektir.

5Maide/109-Allah’ın, peygamberleri toplayıp “siz(den sonra davetiniz)e ne derece uyuldu?” diyeceği, onların da, “Bizim hiçbir bilgimiz yok. Gaypleri hakkıyla bilen ancak sensin” diyecekleri günü hatırlayın.

20Taha/134-Eğer biz onları o Kur’an’dan önce bir azap ile helâk etseydik mutlaka, “Ey Rabbimiz! Keşke bize bir peygamber gönderseydin de alçalıp rezil olmadan önce ayetlerine uysaydık” derlerdi.

25Furkan/30- Peygamber, “Ey Rabbim! Halkım şu Kur’an’ı rafa kaldırılmış bir duruma getirdi” dedi

28Kasas/47-Kendi yaptıkları sebebiyle başlarına bir musibet gelip de, “Ey Rabbimiz! Bize bir Peygamber gönderseydin de ayetlerine uysaydık ve müminlerden olsaydık” diyecek olmasalardı, seni peygamber olarak göndermezdik.

28Kasas/85-Kur’an’ı sana farz kılan Allah, şüphesiz seni dönülecek bir yere döndürecektir. De ki: “Rabbim hidayetle geleni ve apaçık bir sapıklık içinde olanı daha iyi bilir.”

41Fussilet/6-De ki: “Ben ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim. Bana yalnızca, sizin ilahınızın bir tek ilah olduğu vahyolunur. Öyleyse O’na yönelin ve O’ndan mağfiret dileyin. Vay haline o müşriklerin.”

PEYGAMBERLER, YALNIZCA ALLAH’I TEK İLAH OLARAK GÖRMEYE DAVET ETMİŞLERDİR

9Tevbe/31-“(Yahudiler) Allah’ın yanı sıra toplumsal liderlerini (hahamlarını); (Hıristiyanlar) da dini otoritelerini (rahiplerini) ve Meryem oğlu Mesîh’i (İsa’yı) rabler edindiler. Hâlbuki onlara ancak tek ilâha kulluk etmeleri emrolundu. O’ndan başka tanrı yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden uzaktır.

3Al-i İmran/64-“De ki: “Ey geçmiş vahyin izleyicileri! Sizinle bizim aramızdaki şu ortak ilkeye gelin: Allah’tan başka kimseye kulluk etmeyeceğiz, O’ndan başka hiçbir şeye ilahlık yakıştırmayacağız ve Allah ile birlikte insanları rab edinmeyeceğiz.” Ve eğer yüz çevirirlerse de ki: “Şahit olun ki biz kendimizi O’na teslim etmişiz!”

3Al-i İmran/79-80-“ Allah’ın, kendisine Kitab’ı, hükmü (hikmeti) ve peygamberliği verdiği hiçbir insanın, “Allah’ı bırakıp bana kullar olun” demesi düşünülemez. Fakat (şöyle öğüt verir:) “Öğretmekte ve derinlemesine incelemekte olduğunuz Kitap uyarınca Rabbe kullar olun.” Onun size, “Melekleri ve peygamberleri ilâhlar edinin.” diye emretmesi de düşünülemez. Siz müslüman olduktan sonra, o size hiç inkârı emreder mi?

6En’am/19-“De ki: “Hakikatin en güvenilir şahidi kimdir?” De ki: “Allah benim ile sizin aranızda şahittir; ve bu Kuran bana vahyedildi ki ona dayanarak sizi ve onun ulaşabileceği herkesi uyarabileyim”. Siz, Allahtan başka ilahların olduğuna gerçekten şahitlik yapabilir misiniz? De ki: “Ben (böyle) bir şahitlik yapmam!” De ki: “O, tek ilahtır ve bakın, sizin yaptığınız gibi, Allahtan başka şeylere ilahlık yakıştırmak benden uzak olsun!”

21Enbiya/25-“Oysa Biz senden önce de peygamberleri yalnızca: “Benden başka tanrı yok, öyleyse (yalnızca) Bana kulluk edin!” diye vahyederek gönderdik.”

16Nahl/2-“Allah, ‘Benden başka ilah yoktur. Öyle ise bana karşı gelmekten sakının.’ diye (insanları) uyarmaları için emrini içeren vahiy ile melekleri kullarından dilediğine indirir.”

18Kehf/110-“ De ki: “Ben de sizin gibi ölümlü bir insanım. Tanrınızın bir Tek Tanrı olduğu vahyolundu bana. Öyleyse, artık her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koysun ve Rabbine özgü kullukta hiç kimseyi, hiçbir şeyi (O’na) ortak koşmasın!”

41Fussilet/6-“De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Fakat bana ilâhınızın yalnızca bir tek ilâh olduğu vahyediliyor. Artık O’na yönelin ve O’ndan bağışlanma dileyin. Allah’a ortak koşanların vay hâline!”

ÖZET: PEYGAMBERLERİN İNSANÜSTÜ GÜÇLERİ YOKTUR; NE KADAR İSTERLERSE O KADAR SERVETE KAVUŞAMAZLAR, GAYBI (GELECEĞİ-GİZLİ OLANI) BİLEMEZLER, HATASIZ-KUSURSUZ (MELEK) DEĞİLDİRLER. İSTEDİKLERİNE YARAR SAĞLAMA VEYA ZARAR VERME GÜÇLERİ YOKTUR. TOPRAKTAN IRMAK ÇIKARAMAZLAR, GÖKTEN FELAKET GETİREMEZLER, İNSANLARIN KARŞISINA ALLAH’I VEYA MELEKLERİ GETİREMEZLER, ALTINDAN EV SAHİBİ OLAMAZLAR, GÖĞE (MİRACA) ÇIKAMAZLAR VE BUNUN SONUCU ORADAN BİR KİTAP GETİREMEZLER. DİĞER İNSANLARIN SAHİP OLDUKLARI TÜM İNSANİ (YEME-İÇME-GİYİNME-EVLENME-BOŞANMA, AĞLAMA-GÜLME, YORULMA-HASTALANMA, ACIKMA-SUSAMA, ALIŞVERİŞ YAPMA) ÖZELLİKLERE SAHİPTİRLER. KENDİLERİNİN BAŞINA NE GELECEĞİNİ DAHİ BİLMEZLER.

6En’am/50-De ki: “Ben size, ‘Allah’ın hazineleri (zenginlik) benim yanımdadır’ demiyorum. Ben gaybı (geleceği-algıötesi durumları) da bilmem. Size ‘Ben bir meleğim’ (kusursuzum) de demiyorum. Ben sadece, bana gönderilen vahye (Kur’an’a) uyuyorum.” De ki: “Görmeyenle gören bir olur mu? Siz hiç düşünmez misiniz?”

7A’raf/188-De ki: “Allah dilemedikçe ben kendime bir zarar verme ve bir fayda sağlama gücüne sahip değilim. Eğer ben gaybı biliyor olsaydım, daha çok hayır elde etmek isterdim ve bana kötülük dokunmazdı. Ben inanan bir kavim için sadece bir uyarıcı ve bir müjdeciyim.”

11Hud/31-Size ben, “Allah’ın hazineleri yanımdadır”, demiyorum; gaybı da bilmem. “Ben bir meleğim” de demiyorum. Sizin hor gördüğünüz kimseler için, “Allah, onlara asla hiçbir hayır vermez” de diyemem. Allah, onların içlerindekini daha iyi bilir. Böyle bir şey söylersem, o zaman ben gerçekten zâlimlerden olurum.

17İsra/90-95- Dediler ki: “Yerden bize bir pınar fışkırtmadıkça; yahut senin hurmalardan, üzümlerden oluşan bir bahçen olup, aralarından şarıl şarıl ırmaklar akıtmadıkça; yahut iddia ettiğin gibi, gökyüzünü üzerimize parça parça düşürmedikçe; yahut Allah’ı ve melekleri karşımıza getirmedikçe; yahut altından bir evin olmadıkça; ya da göğe çıkmadıkça sana asla inanmayacağız. Bize gökten okuyacağımız bir kitap indirmedikçe göğe çıktığına da inanacak değiliz.” De ki: “Sübhanallah! Ben ancak elçi olarak gönderilen bir beşerim.” Zaten kendilerine hidayet geldiği zaman insanları doğru yola gelmekten alıkoyan şey, hep: “Allah, bir insanı mı elçi olarak gönderdi?” demeleridir. De ki: “Eğer yeryüzünde, (insanlar yerine) yerleşip dolaşan melekler olsaydı, elbette onlara gökten bir melek elçi indirirdik.”

21Enbiya/45- De ki: “Ben sizi ancak vahy ile uyarıyorum.” Ama sağırlık edenler uyarıldıkları vakit çağrıyı işitmezler.

25Furkan/7-Dediler ki: “Bu ne biçim peygamber ki yemek yer, çarşıda pazarda dolaşır. Ona bir melek indirilseydi de, bu onunla beraber bir uyarıcı olsaydı ya!”

25Furkan/20-Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberler de şüphesiz yemek yerler, çarşıda pazarda gezerlerdi. (Ey insanlar!) Sizi birbiriniz için imtihan aracı kıldık. (Bakalım) sabredecek misiniz? Rabbin, hakkıyla görendir.

46Ahkaf/9-De ki: «Ben Peygamberlerin ilki değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben ancak bana vahyedilene tabi oluyorum. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.»

PEYGAMBERLER KARAKTER (HAK, ADALET VE DÜRÜSTLÜK GİBİ) YAPILARIYLA İNSANLARA ÖRNEKTİRLER. ALLAH’IN İLAHİ KİTAPTA ONLARDAN ÖVGÜYLE SÖZ ETTİĞİ TÜM KONULARDA ROL MODELDİRLER.

33Ahzab/21-Andolsun, Allah’ın Resûlünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.

60Mümtahine/4-Andolsun, İbrahim ve onla beraber olanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Halklarına demişlerdi ki: Sizden ve sizin Allah’tan ikincil seviyede kulluk ettiklerinizden uzağız. Sizi tanrıkarşıtı olarak bildik. Yalnızca Allah’a inanıncaya kadar aramızda ve aranızda düşmanlık ve öfke ortaya çıktı. İbrahim’in babası adına bağışlanma dilemesi hariç (örnek değildir)…

60Mümtahine/6-Andolsun, onlarda (İbrahim ve beraberindekilerde) sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü arzu edenler için güzel bir örnek vardır. Kim yüz çevirirse bilsin ki, Allah her bakımdan sınırsız zengindir, övülmeye lâyıktır.

HADİSLERİ-RİVAYETLERİ İNANCA TEMEL YAPMA TEMELSİZDİR; ÇÜNKÜ RİVAYETLER ZAN (KUŞKU) İFADE EDER. ZAN İSE KESİN BİLGİ İFADE ETMEZ. KESİN OLMAYAN BİR BİLGİ DİNE KAYNAKLIK ETMEZ. DİNE KAYNAKLIK ETMEZ; ANCAK HADİSLERDEKİ VE DİĞER KİTAPLARDAKİ KUR’AN’I DESTEKLEYİCİ AÇIKLAMALAR, ÖRNEKLER, BENZETMELER, TASVİRLERDEN YARARLANILIR. ÇÜNKÜ HAKİKAT RABBİMİZ KAYNAKLIDIR. NEREDE HAKİKAT VARSA ONDAN YARARLANMAKTAN DAHA DOĞAL NE OLABİLİR Kİ?

2Bakara/2-Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici olan bir kitaptır.

2Bakara/120-…Eğer sana gelen kesin bilgiden sonra onların heva (arzu ve tutku)larına uyacak olursan, senin için Allah’tan ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı. 121-Kendilerine verdiğimiz Kitabı gereği gibi okuyanlar, işte ona iman edenler bunlardır. Kim de onu inkâr ederse, artık onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.

49Hucurat/12-Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı büyük günahtır.

10Yunus/36-Onların çoğunluğu zandan başkasına uymaz. Gerçekten zan ise, hakikat karşısında bir değer ifade etmez. Şüphesiz Allah, onların işlemekte olduklarını bilendir.

6En’am/148- Şirk koşanlar diyecekler ki: “Allah dileseydi ne biz şirk koşardık, ne atalarımız ve hiç bir şeyi de haram kılmazdık.” Onlardan öncekiler de, bizim zorlu azabımızı tadıncaya kadar böyle yalanladılar. De ki: “Sizin yanınızda, bize çıkarabileceğiniz bir ilim mi var? Siz ancak zanna uymaktasınız ve siz ancak zan ve tahminle yalan söylersiniz.”

2Bakara/146-Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (Kur’an’ı) oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Böyle iken içlerinden birtakımı bile bile gerçeği gizlerler. 147-Gerçek (hakikat) Rabbinden (gelen)dir. Şu halde sakın kuşkuya kapılanlardan olma.

KUR’AN’DA HADİS SÖZCÜĞÜNÜN KULLANIMI

7A’raf/185-…Artık bundan sonra, başka hangi söze (hadise) inanıyorlar?

31Lokman/6-İnsanlardan öylesi vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak için sözün (hadisin) oyalayıcı olanını satın alır ve onu eğlence konusu edinir. İşte onlar için aşağılayıcı bir azap vardır.

45Casiye/6-İşte bunlar, Allah’ın ayetleridir. Onları sana gerçek olarak okuyoruz. Artık Allah’tan ve O’nun ayetlerinden sonra hangi söze (hadise) inanacaklar?

77Mürselat/50-Onlar artık ondan (Kur’an’dan) sonra hangi söze (hadise) inanacaklar?

PEYGAMBERLERİ AŞIRI METHETMEK, İLAHİ MESAJA AYKIRI BİR TUTUMDUR

1Fatiha/2-Her türlü övgü bütün alemlerin Rabbi yalnızca Allah’a özgüdür.

33Ahzab/40- (Ve bilin ki, ey müminler,) Muhammed sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir, fakat o, Allah’ın Elçisi ve bütün peygamberler’in sonuncusu’dur. Ve Allah her şeyi hakkıyla bilendir.

3Al-i İmran/144-Muhammed yalnızca bir elçidir;

33Ahzab/45-46- Ey Peygamber! Biz seni bir şahit, bir müjdeleyici, bir uyarıcı; Allah’ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve aydınlatıcı bir kandil olarak gönderdik.

48Fetih/8-(Ey Muhammed!) Şüphesiz biz seni bir şâhit, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik.

4Nisa/171-Ey Kitap izleyicileri! Dininiz(in temeli olan hakikat)in sınırlarını aşmayın ve Allah hakkında yalnız hakikati söyleyin! Meryem oğlu İsa Mesih sadece Allahın elçisi, Onun Meryeme ulaştırdığı vaadi(nin tahakkuku) ve Onun yarattığı bir can idi. O halde Allaha ve peygamberlerine inanın ve “(Tanrı bir) üçlüdür!” demeyin. Kendi iyiliğiniz için (bu iddiadan) vazgeçin. Allah, tek ilahtır; çocuk sahibi olmaktan münezzehtir, göklerde ve yerde olan her şey O’na aittir ve hiç kimse Allah kadar güvene layık değildir.

172-Ne İsa, Allahın kulu olmaktan kaçınacak kadar gurura kapıldı, ne de Ona yakın olan melekler. Ona kulluk etmeyi gururlarına yediremeyenler ve küstahça böbürlenenler (bilsinler ki hesap günü) Allah hepsini kendi katında toplayacaktır.

9Tevbe/30 -Yahudiler, “Üzeyr, Allah’ın oğludur” dediler. Hıristiyanlar ise, “İsa Mesih, Allah’ın oğludur” dediler. Bu, onların ağızlarıyla söyledikleri (gerçeği yansıtmayan) sözleridir. Onların bu sözleri daha önce inkâr etmiş kimselerin söylediklerine benziyor. Allah, onları kahretsin. Nasıl da haktan çevriliyorlar!

9Tevbe/31-“(Yahudiler) Allah’ın yanı sıra toplumsal liderlerini (hahamlarını); (Hıristiyanlar) da dini otoritelerini (rahiplerini) ve Meryem oğlu Mesîh’i (İsa’yı) rabler edindiler. Hâlbuki onlara ancak tek ilâha kulluk etmeleri emrolundu. O’ndan başka tanrı yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden uzaktır.

5Maide/117-”Onlara, senin bana emrettiğin şu sözden başka bir şey söylemedim: ‘Benim Rabbim ve sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin.’ İçlerinde olduğum sürece üzerlerine tanıktım. Sen beni vefat ettirince üzerlerine yalnız sen gözetleyici oldun. Ve sen zaten her şey üzerinde bir Şehîdsin, bir tanıksın.”

3Al-i İmran/64-De ki: “Ey geçmiş vahyin izleyicileri! Sizinle bizim aramızdaki şu ortak ilkeye gelin: Allah’tan başka kimseye kulluk etmeyeceğiz, O’ndan başka hiçbir şeye ilahlık yakıştırmayacağız ve Allah ile birlikte insanları rab edinmeyeceğiz.” Ve eğer yüz çevirirlerse de ki: “Şahit olun ki biz müslümanlarız!”

12Yusuf/39-Ey mahpus arkadaşlarım! Hangisi daha iyidir: birbirinden ayrı pek çok rabbe mi, yoksa bütün varlıklara egemen bir tek Allah(a inanmak) mı?

12Yusuf/40-”Sizin Allah’tan başka taptıklarınız, Allah’ın kendileri hakkında hiç bir delil indirmediği, sizin ve atalarınızın ad olarak adlandırdıklarınızdan başkası değildir. Hüküm, yalnızca Allah’ındır. O, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur, ancak insanların çoğu bilmezler.”

3Al-i İmran/79-Allah’ın vahiy, sağlam muhakeme ve peygamberlik bağışladığı hiç kimsenin bundan sonra halkına, “Allah’ın yanısıra bana da kulluk edin!” demesi düşünülemez; aksine, (onlara şöyle öğüt verir): “ilahi kelamın bilgisini yayarak ve kendiniz (onu) derinlemesine inceleyerek Allah adamları olun!” 80-O, melekleri ve peygamberleri tanrı edinmenizi emretmez: (zaten) kendinizi Allah’a tam teslim ettikten sonra hiç O sizi hakikati inkara davet eder mi?

5Maide/17-Andolsun, “Allah, Meryem oğlu Mesih’tir”, diyenler kesinlikle kâfir oldular. De ki: “Şâyet Allah, Meryem oğlu Mesih’i, onun anasını ve yeryüzünde olanların hepsini yok etmek istese, Allah’a karşı kim ne yapabilir? Göklerin, yerin ve bunların arasında bulunan her şeyin hükümranlığı Allah’ındır. Dilediğini yaratır. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.”

5Maide/72-Andolsun, “Allah, Meryem oğlu Mesih’tir” diyenler kesinlikle kâfir oldu. Oysa Mesih şöyle demişti: “Ey İsrailoğulları! Yalnız, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin. Kim Allah’a ortak koşarsa, artık, Allah ona cenneti muhakkak haram kılmıştır. Onun barınağı da ateştir. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.”

5Maide/73-Andolsun, “Allah, üçün üçüncüsüdür” diyenler kâfir oldu. Hâlbuki bir tek ilâhtan başka hiçbir ilâh yoktur. Eğer dediklerinden vazgeçmezlerse, andolsun onlardan inkâr edenlere elbette, elem dolu bir azap dokunacaktır.

2Bakara/136-Deyin ki: “Biz Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve Yakuboğullarına indirilene, Mûsâ ve İsa’ya verilen (Tevrat ve İncil) ile bütün diğer peygamberlere Rab’lerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz ona teslim olmuş kimseleriz.”

2Bakara/285-Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü’minler de (iman ettiler). Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: “Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz.” Şöyle de dediler: “İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır.”

3Al-i İmran/84-De ki: “Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve Yakuboğullarına indirilene, Mûsâ’ya, İsa’ya ve peygamberlere Rablerinden verilene inandık. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. Biz O’na teslim olanlarız.”

KÂİNAT PEYGAMBER İÇİN YARATILMADI

2Bakara/29- Ve dünya üzerinde ne varsa sizin için yaratan, plan ve tasarımını göklere uygulayıp onları yedi gök şeklinde düzenleyen O’dur; ve yalnızca O’dur her şeyin tam bilgisine sahip olan.

65Talak/12- Allah, yedi göğü ve aynı şekilde yeri(n sayısız parçasını) yaratandır. O’nun (yaratıcı) iradesi, bütün bu (yarattık)ları aracılığıyla kesintisiz tecelli eder ki Allah’ın her şeye kadir olduğunu ve her şeyi bilgisiyle kuşattığını göresiniz.

30Rum/8- Onlar, kendi nefisleri(nin yaratılış incelikleri) hakkında hiç düşünmediler mi? Hem Allah, gökler ile yeri ve ikisi arasındakileri ancak hak ve hikmete uygun olarak ve belirli bir süre için yaratmıştır. Şüphesiz insanların birçoğu Rablerine kavuşacaklarını inkâr ediyorlar.

67Mülk/2- O, hem ölümü, hem de hayatı yaratmıştır ki sizi sınamaya tabi tutsun (ve böylece) davranış yönünden hanginiz daha iyidir (onu göstersin) ve yalnız O(nun) kudret sahibi ve çok bağışlayıcı (olduğuna sizi inandırsın).

21Enbiya/16- Bir de, (şunu bilin ki,) gökleri ve yeri ve bu ikisi arasında var olan hiçbir şeyi bir oyun, bir eğlence olarak yaratmadık;

11Hud/7- O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı konusunda sizi imtihan için, henüz Arş’ı su üstünde iken gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratandır. Böyle iken “Ölümden sonra şüphesiz diriltileceksiniz” desen, inkârcılar “Mutlaka bu, apaçık bir büyüdür” derler

42Şura/29- Gökleri, yeri ve bu ikisi içinde yaydığı canlıları yaratması, O’nun varlığının delillerindendir. O, dilediği zaman, onları bir araya getirmeye de gücü yetendir.

30Rum/22- Göklerin ve yerin yaratılması, renklerinizin ve dillerinizin farklılaştırılması (da) O’nun alametlerindendir: bunda, kuşkusuz, (fıtri) bilgiye (anlama ve kavrama yeteneğine) sahip insanlar için dersler vardır!

PEYGAMBERE VERİLEN VE TÜM İNSANLARA DUYURULAN MUCİZE YALNIZCA KUR’AN’DIR

17İsra/59-Bizi (öncekiler gibi, bu mesajı da) mucizevi belirtilerle birlikte göndermekten alıkoyan tek sebep, önceki toplumların onları hep yalanlamış olmalarıdır; nitekim, Semud kavmine uyarıcı, aydınlatıcı bir belirti olarak o dişi deveyi verdik, ama onlar bunu kale almadılar. Oysa biz bu kabil belirtileri yalnızca korkutup uyarmak amacıyla göndermişizdir.

13Ra’d/38-Hiç şüphesiz, senden önce de elçiler gönderdik ve onlara da eşler ve çocuklar verdik; Allah’ın izni olmadıkça hiçbir peygamberin bir mucize göstermesi düşünülemez. Her çağa özgü vahyi bir mesaj vardır.

29Ankebut/50-Dediler ki: “Ona Rabbinden mucizeler indirilseydi ya!” De ki: “Mucizeler ancak Allah katındadır ve ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.” 51- “Bu kitabı, kendilerine iletmen için sana göndermiş olmamız onlara yetmez mi? Kuşkusuz onda rahmet(imizin tezahürü) ve iman edecek kimseler için bir uyarı vardır.

2Bakara/118-Bilmeyenler, “Allah bizimle konuşsa, ya da bize bir mucize gelse ya!” derler. Bunlardan öncekiler de tıpkı böyle, bunların dedikleri gibi demişti. Onların kalpleri (anlayışları) birbirine benziyor. Biz âyetleri, kesin olarak inanacak bir toplum için açıkladık. 119-Şüphesiz biz seni hak ile; müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Sen cehennemlik olanlardan sorumlu tutulacak değilsin.

21Enbiya/5-”Yoo”, diyorlar, “(Muhammed’in bu söyledikleri) karmakarışık rüyalardan ibaret!” “Yok yok, bütün bunları kendisi uyduruyor!” “Hayır, o sadece bir şairdir!” “Peki, madem öyle, önceki (peygamberlerin mucizelerle) gönderildiği gibi o da bize bir mucize getirse ya!” 6-Geçmişte helak ettiğimiz toplumlardan hiç biri (kendilerine gönderilen peygamberlere) inanmamışlardı; şimdi, bunlar mı inanacak?

2Bakara/145-Andolsun, sen kendilerine kitap verilenlere her türlü mucizeyi getirsen de, onlar yine senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. Andolsun, eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, o takdirde sen de mutlaka zalimlerden olursun. 146-Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu, çocuklarını tanır gibi tanırlar. Buna rağmen içlerinden bir bölümü, bildikleri halde gerçeği gizlerler. 147-Gerçek (hak) Rabbinden (gelen)dir. Şu halde sakın kuşkuya kapılanlardan olma.

6En’am/25-İçlerinden, (Kur’an okurken) seni dinleyenler de var. Onu anlamamaları için kalpleri üzerine perdeler (gereriz), kulaklarına ağırlık koyarız. Her türlü mucizeyi görseler de onlara inanmazlar. Hatta tartışmak üzere sana geldiklerinde inkâr edenler, “Bu (Kur’an) evvelkilerin masallarından başka bir şey değil” derler. 26-Onlar başkalarını ondan (Kur’an’dan) alıkoyarlar, hem de kendileri ondan uzak kalırlar. Onlar farkına varmaksızın, ancak kendilerini helâk ediyorlar.

6En’am/35-Eğer hakikati inkar edenlerin sana sırtlarını dönmeleri seni sıkıntıya sokuyorsa ve o nedenle onlara (daha ikna edici) bir mesaj getirmek için yerin dibine inebilecek yahut merdivenle göğe yükselebilecek durumda isen, (durma yap;) ama (unutma ki) eğer Allah dileseydi onların tümünü (Kendi) rehberliği altında toplardı. O halde, sakın (Allahın yollarını) görmezden gelmeye çalışma. 36-(Davete), ancak (bütün kalpleriyle) kulak verenler uyar. (Kalben) ölüleri ise (yalnızca) Allah diriltir. Sonra da hepsi O’na döndürülürler. 37-Dediler ki: “Ona Rabbinden bir mucize indirilse ya!” (Ey Muhammed!) De ki: “Şüphesiz Allah’ın, bir mucize indirmeğe gücü yeter. Fakat onların çoğu bilmiyor.”

6En’am/109-Şimdi en emin ve kararlı şekilde Allaha yemin ediyorlar ki eğer kendilerine bir mucize gösterilmiş olsaydı bu (ilahi kelam)a gerçekten inanmış olacaklardı. De ki: “Mucizeler yalnız Allahın elindedir!” Ve hepinizin bildiği gibi, onlara bir mucize gösterilmiş olsaydı bile ona inanmazlardı. 110-Biz onların kalplerini ve gözlerini ters döndürürüz de ilkin ona iman etmedikleri gibi (mucize geldikten sonra da inanmazlar) ve yine onları azgınlıkları içinde bırakırız da bocalar dururlar. 111-Biz onlara melekler göndermiş olsaydık ve ölüler kendileriyle konuşmuş olsaydı, ve (hakikati kanıtlayabilecek) her şeyi karşılarına çıkarıp önlerinde bir araya toplamış olsaydık (bile), Allah uygun bulmadıkça yine inanmazlardı. Ama onların çoğu (bundan) tamamen habersizdir.

10Yunus/20-“Ona (peygambere) Rabbinden bir mucize indirilse ya!” diyorlar. De ki: “Gayb ancak Allah’ındır. Bekleyin, şüphesiz ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim!”

13Ra’d/27-İnkâr edenler diyorlar ki: “Ona (Muhammed’e) Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!” De ki: “Şüphesiz Allah uygun gördüğünü saptırır, kendisine yöneleni de doğru yola eriştirir.” 28-onlar ki, inanmışlar ve Allah’ı anmakla kalpleri huzur ve doyum bulmuştur; çünkü bilin ki, kalpler gerçekten de ancak Allah’ı anarak huzura erişir.

26Şuara/2-Bunlar, apaçık Kitab’ın âyetleridir. 3-(İnsanların bir kısmı, ulaştırdığın mesaja) inanmıyorlar diye (üzüntüden) neredeyse kendini tüketeceksin! 4-Biz dilesek, onlara gökten bir mucize indiririz de, ona boyun eğmek zorunda kalırlar. 5-(Ama Biz böyle olsun istemedik:) ve bu yüzden, onlar da, ne zaman Rahman’dan hatırlatıcı, uyarıcı yeni bir mesaj gelse, mutlaka ondan yüz çevirirler. 6-Nitekim, işte (bu mesajı da) yalanladılar. Ama alay edip durdukları şeyin tahakkuku yakında bütün açıklığıyla onların karşısına çıkarılacak

43Zuhruf/48-Onlara gösterdiğimiz her bir mucize önceki benzerinden daha büyüktü. Doğru yola dönsünler diye, onları azaba uğrattık.

PEYGAMBERLERE TANINAN ŞEFAAT(ARACILIK) HAKKI, ZATEN ALLAH RAZI OLDUĞU VE CENNETİ HAK EDECEK VE TANIK OLDUKLARI KİŞİLER HAKKINDA TANIKLIKTA BULUNMAKTAN İBARETTİR.

39Zümer/44-De ki: “Şefaat, tümden ve sadece Allah’ındır. Göklerin ve yerin mülkü/yönetimi O’nundur. Sonunda O’na döndürüleceksiniz.”

10Yunus/18-ve (ne de) Allah’la beraber, kendilerine ne bir yarar ne de zarar verebilecek durumda olmayan şeylere veya varlıklara kulluk edip (kendi kendilerine), “Bunlar bizim Allah katındaki kayırıcılarımızdır (şefaatçilerimizdir)” diyen (kimse)ler!.. De ki: “Göklerde ve yerde Allah’ın bilmediği bir şeyi mi O’na haber verebileceğinizi sanıyorsunuz? (Yoo,) kudret ve egemenliğinde sınırsız olan O’dur, ve insanların O’na, ilahlığında ortak yakıştırdıkları her şeyden sonsuzcasına yücedir.

2Bakara/58-Öyle bir günden sakının ki, o gün hiç kimse bir başkası adına bir şey ödeymez.

Bir Yanıt to “MÜSLÜMANIN PEYGAMBER ANLAYIŞI”

  1. Mahir demiş

    Selam Evvab kardeşim.
    Allah razı olsun,ellerine sağlık çok güzel yazmışsın.
    İznin olursa bu yazıyı printerden çıkararak; tebliğlerimde dayanak olarak kullanmak istiyorum.

    Selam,saygı,dua ve muhabbetlerimle.
    Allah’a emanet olunuz.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.