EVVAB İNSAN

Yüce ALLAH'a, Evvab Olmaya Dair, Hanif'ce Yazılar

Deniz Nasıl Yarıldı

Posted by EVVAB_İNSAN Ekim 2, 2010

Dikkat ederseniz, bunca gürültü arasında, mecbur kalmadıkça doğrudan gerilimli gündeme ilişkin yazmamaya çalışıyoruz. Yazarsak bile on yıl sonra da okunabilecek yazılar çıkarmaya çalışıyoruz. Yazdığımız yazılar daha çok M.İkbal’in tavsiyesi doğrultusunda İSLAM’da DİNİ DÜŞÜNCENİN YENİDEN İNŞAASINA yönelik. Ortalık kısmi sükunete de kavuşmuşken, kendi mecramızda akmamıza ve epeydir beklettiğimiz bir konuyu ele almamıza müsaade ediniz ..

Yazının başlığını okuyunca, bir çok kişi Hz. Musa zamanında Kızıldeniz’in yarılmasını hatırlamış ve BUNU DA İNKAR EDECEKLER diye sanırız hayıflanmıştır. Yo,HAYIR  inkar etmeyeceğiz. BENZERİNİN BU GÜNDE OLMASI LAZIM tefsir ilkemiz gereği nasıl olduğunu göstereceğimiz, hem de fotoğraflarıyla. Öyle ya KUR’AN eskilerin masalı olmadığını kendisi söylemiyormuydu ..

[İnkâr edenler, Bu KUR'AN evvelkilerin masallarından başka bir şey değil derler][EN'AM SURESİ 25. AYET]

Zaten ben bu tür KUR’AN kıssalarını İsrailiyat etkisinden kurtarmaya, YAŞAYAN KUR’AN espirisi çerçevesinde, tarih, hayat ve tabiat bağlamında yeniden ele almaya çalışmaktayız. Çünkü KUR’AN her ne şeyden bahsediyorsa, bilin ki, aktörleri değişmek suretiyle bugün de oluyordur. AKSİ HALDE KUR’AN2IN EVRENSELLİĞİNDEN BAHSEDİLEMEZ ..

Bu tür KUR’AN kıssalarını yaşandığı tarihte bir kez olmuş bitmiş bir mucize olarak görenler, asıl KUR’AN’ı tarihsel olarak anlamaktalar. KUR’AN’ın evrensel mesajını olayın geçtiği o zaman ile sınırlandırmakta, o tarihe gömmekte ve o mekana hapsetmekteler.

Zira KUR’AN’dan evrensel mesajlar çıkarılabilmemiz için ele aldığı konuların benzerlerinin bugün de oluyor/yaşıyor olması lazım.

Bu şu demektir; O çok bildiğimizi zannettiğiniz KUR’AN’ı, yeniden okumamız gerekiyor ! ..

Bunu en çok da insanları KUR’AN’a çağıranların yapması gerekiyor ! ..

Bu anlamda mucizenin OLAĞAN DIŞI OLAN ŞEY değil; OLMAKTA OLAN ŞEY olduğunu, bunun için tarihe, hayata ve tabiata bakmamız gerektiğini yani kafamızı kaldırıp etrafa bakmamız veya KUR’AN’ın tabiri ile YOL KENARIN DA duran kanıt ve kalıntılara bakmamız gerektiğini söyleyip durmaktayız. Öyle ya bir kez olmuş ve bitmiş olan bir hadisenin bize nasıl bir öğretisi olabilir ? ..

İşte size fotoğraflarıyla başka bir kanıt daha ..

Güney Kore’nin Jindo adasına gidiyoruz ..

Aşağıdaki haberi lütfen okuyun ..

Fotoğraflı olarak alıntıladık ..



Diğer fotoğrafları internette bir çok haber sitesi veya gazeteden fotoğraflarıyla beraber okuyabilirsiniz.

HABER ŞÖYLE:

GÜNEY KORE’de bulunan Jindo adası dünyanın en şaşırtıcı doğal olaylarından birisine tanıklık ediyor.

Denizde yaşanan Med-Cezir sırasında deniz iki taraftan çekiliyor ve kara ortaya çıkıyor.

Ortaya çıkan kara 2.8 kilometre uzunluğunda ve 40 metre eninde. Görüntü aynen Hazreti Musa zamanında Kızıldeniz’in ortadan ikiye yarılmasını hatırlatıyor. Med – Cezir zamanlarında adada artık geleneksel olarak bir festival düzenleniyor.

Güney Koreliler festivalde adeta adaya akın ediyor. Milyonlarca insan denizin çekilmesiyle birlikte ortaya çıkan bu yoldan adaya yürümek için burada toplanıyor. Ancak Güney Koreliler bu olayın med cezir olduğuna inanmıyorlar. Efsaneye göre Jindo Adasında yaşayan köylüler sık sık kaplanların saldırılarına uğruyorlardı. Günün birinde kaplanlar bütün köy ü kuşatınca köyde yaşayanlar can havliyle adanın komşusu olan Modo adasına yüzdüler. Bu arada köyün en yaşlı kişisi olan bir kadın yüzme bilmediği için Modo Adasına gidemedi. Sahile kadar yürüyen bu kadın, adaya geçemeyeceğini anlayınca Tanrı’ya dua etti. Duası kabul olan bu kadın için o gün denizden bu yol açıldı. Yüzme bilmeyen yaşlı kadın bu yoldan yürüyerek karşı ad aya ulaştı ve kaplanlardan kurtuldu. O günden bu yana bu efsane için adada toplanan Koreliler, aynı yolu yürüyerek geçerek Tanrı’ya dua ediyorlar …

Görüldüğü gibi Güney Koreliler de, tıpkı Yahudiler gibi Tanrı’nın gücünün ve mucizesinin OLMAKDA OLANDA – DOĞAL OLANDA olduğunu kabule yanaşmıyorlar, çok ilginç ! ..

Neden acaba ? ..

Çünkü ..

Doğal olunca herkese ait oluyor ve kendilerinin bir ayrıcalığı kalmıyor ..

Oysa Tanrı’nın hassaten örneğin Yahudilerin yanında olduğunu, onları kayırdığını, onlara sıkıştıklarında mucizeler gönderdiğini göstermeleri gerek! Kendilerinin diğer SIRADAN milletlerden ayrıcalıklı ALLAH’IN SEÇİLMİŞ IRKI olduklarını kör gözlere ancak böyle kabul ettirebilirler. Bunun için, bu olayın, tarihte eşi benzeri görülmemiş bir TANRISAL MUCİZE olması gerek ! ..

Diğer milletler selde, tufanda, tsunamide, depremde, yanardağ patlamalarında lavlar altında kalarak can pazarı yaşıyorken bunların Tanrı’nın özel muamelesi ile kurtarılıyor olması gerek ! ..

Yoksa üstünlüklerini nasıl ispat edecekler ? ..

Yahudilerin Hz. Musa üzerinden, Hristıyanların Hz.İsa üzerinden ve hatta kimi Müslümanların Hz. Muhammed üzerinden ürettikleri MİTOLOJİK EFSANELER ŞİMDİ DAHA İYİ ANLAŞILIYOR OLMALI ..

Sırf, bunların nüfuz cüzdanını taşıyor olmakla kurtulmuşluk vehmine kapılma ..

ATEŞ BİZE BİR KAÇ GÜN’DEN FAZLA DOKUNMAZ avuntusuyla geri kalan herkesi cehenneme doldurma ihtirası ..

Tanrı’ya sahip çıkma, Peygamberi tekeline alma, mucizeyi kendine hasretme ve bunlarla tarihte tutunma arzusu ..

Yahudiler, Tanrı’ya sahip çıkma ve mucizeleri yalnızca kendi soylarına mahsus kılmakla kalmamışlar, peygamberliği de kendi tekellerine almışlar. Hind kast sisteminden devşirdikleri dini oligarşik yapı ile bütün peygamberlerin ancak ve sadece kendi soylarından çıkabileceğine inanmışlar. Adem’den itibaren dünya tarihini Tevrat’ta böyle yazmışlar ..

Baştan sona kurgu ..

[Benu-İsrail= İsrail’e [Yakup’a] nispet ederek bina etme, düzme, kurgulama, onun torunları olduğunu iddia etme cingözlüğü!!]

Görüyorsunuz, HERKESE AİT OLAN üzerinde tam bir simsarlık ve baronluk tesis edilmiş ! ..

Halbuki ne diyor Kur’an;

[Cennet ne sizin kuruntularınızla, ne de önceki çağlarda kitap verilenlerin kuruntularıyla kazanılacak bir yer değildir. Kim bir kötülük yaparsa cezasını çeker ve Allah’tan başka da ne bir yâr, ne de bir yardımcı bulabilir][NİSA SURESİ 123. AYET]

Yani: Cennet [Biz Müslümanlarız, bizim dinimiz son hak dindir. Müslüman olmadıkça, bizim dinimize geçmedikçe cennete girmek mümkün değildir. Her ne kadar günah işlesek de Allah bu son dine mensup olduğumuz için bizi affeder. Allah bizi yakmaz] diyerek sizin kuruntularınızla, [Biz Allah’ın seçilmiş halkıyız. Bütün peygamberler bizden çıkmış. Asıl hak din ve hak kitap bizimkisi. Cehennem bize sayılı gönlerden başka dokunmaz] diyen Yahudilerin kuruntularıyla, [İsa hepimiz için kendini feda etmiş. O’nun kilisesine girmedikçe, vaftiz olup temizlenmedikçe kimse cennete giremez] diyen Hristıyanların kuruntularıyla kazanılacak bir yer değildir ! ..

Yani: ALLAH’IN HAKKINI TESLİM EDEN (Müslüman) derken Araplar, Türkler veya Farslar, ALLAH’A KULAK VEREN (İsmail) derken Arap soyu, TANRI İLE YÜRÜYEN  (İsrail) derken İbrani soyu, Allah’ın yardımcıları (Ensarullah) derken de Haçlılar, İngilizler, Almanlar, Fransızlar vs. kastediliyor değildir ..

Kurtulmuş soy, seçilmiş ırk veya lanetlenmiş kavim diye bir şey yoktur ..

Kim sahiden ALLAH İLE YÜRÜYORSA, hakkı teslim edenler de, Tanrı ile yürüyenler de, ALLAH’a yardım edenler de işte onlardır..

ALLAH ile yürümek demek, ALLAH’ın varlığına, birliğine, bölünmez bütünlüğüne ve hesaba, kitaba canı gönülden iman edip iyilik, güzellik, doğruluk yolunda çalışmak, böylece ALLAH bilinciyle yaşanmış erdemli ve dürüst bir hayat sürmek demektir ..

Irk, kavim, millet ve tarihsel din telâkkileriyle, etiketlerle, nüfus cüzdanı kimlikleriyle avunup durmayı bırakın.

İşte o yüzden hep diyoruz ki: İman, ahlâk, adalet, doğruluk, dürüstlük gibi değerleri yaşamaya, ete kemiğe büründürmeye bakın, evrensel kurtuluşun yolu budur ! ..

Fazla dağıtmadan konuya dönelim ..

Kızıldeniz’in yarılması olayını Meal-Tefsir’de şöyle açıklamışız;

[Deniz yarılmasının, bugün bu denizin Süveyş kanalı olarak bilinen kuzeybatı ucunda gerçekleştiği anlaşılıyor.

Olayın yaşandığı çağlarda burası şimdiki kadar derin değildi ve bazı bakımlardan Kuzey Denizi’nin ana kıtayla Frisian adaları arasında kalan sığ bölümü gibiydi. Denizin geri çekilmesi (cezir) hallerinde bu gibi yerlerde sığ bölgeler çıplak kalmakta ve geçici olarak geçilebilir hale gelmekte, bu durumdayken deniz kapanması (med) ile sulara gömülmekteydi. Olayın böylesi bir anda yaşandığı anlaşılıyor.

Nitekim olaylar yazılı metinlerde anlatıldığı gibi bir anda olup bitmiyor, günlerce sürebiliyordu. Keza Tevrat’ta olay şöyle geçiyor [Ve Rab bütün gece kuvvetli şark yeli ile denizi geri çevirdi ve denizi karaya çevirdi ve sular yarıldı][Çıkış; 14/1–31]

Şu halde olayda ALLAH’ın ayeti (mucizesi) Musa’nın asası ile denizi yarıp karşıya geçmesi değil; med-cezir olayı ile yarılıp açılmış olan deniz ve ortasında görünen toprak yoldan MUSA’NIN ASASI İLE ORAYI İŞARET EDEREK ORAYA VURARAK KARŞIYA GEÇMESİDİR.

Yani Musa ve taraftarları zaman zaman meydana gelen ve bilinen bir tabiat olayından (med-cezir) yararlanmışlardır.

Firavun’un da içlerinde olduğu bir çoğu da orada boğulmuştur. Çünkü eğer hepsi boğulsaydı Firavunluk yıkılır, Musa da geri dönerdi. Oysa bu olaydan sonra Firavunluk daha yüzlerce yıl devam etti !!

Burada Kuran’ın VARLIĞIN DİLİYLE KONUŞAN uslubunu görüyoruz. Bu usluba göre ilahi fiiller doğa olaylarının dışından gelmez; doğal olanın bizzat kendisi odur zaten. Dahası bu tür olaylar halen olmaya devam etmektedir … [bkz.Yaşayan Kur’an, Taha; 20/78 tefsiri]

Bu tefsiri yukarıdaki Güney Kore Jindo adasındaki olayla karşılaştırınız.

Fotoğraflara iyice bakınız. Taha suresinde anlatılan olayların YAŞAYAN TEFSİRİNİ göreceksiniz.

Hz. Musa’nın yarılan denizden karşıya geçmesi de işte böyleydi!

KUR’AN’ın verili tarih, yaşayan hayat ve canlı tabiat ile tefsiri dediğimiz şey işte budur ! ..

Güney Korelilerin olayı mitleştirdikleri gibi Yahudiler de anlattığımız sebeplerle aynen öyle mitleştirdiler ve Tevrat’a o mitleşmiş haliyle aldılar. Bizim Müslümanlar da oradaki mitleşmiş halini iktibas edip duruyorlar. Yeryüzünde dolaşıp yaşayan hayata, canlı tabiata bakma ve araştırma zahmetine katlanmıyorlar ..

Böyle olunca da okudukları KUR’AN bir ÖLÜ METİN haline geliyor.

YAŞAYAN KUR’AN ile ne demek istediğimizi anlatabilmek için döktüğümüz onca dilden sonra sanırım artık susma makamındayız.

Her an bir iş ve oluşta olan, dün olduğu gibi bugün de enfüsteki ve afâktaki YAŞAYAN AYETLERİNİ hiç durmadan gösteren ALLAH’a hamdolsun ..

Kaynak: http://www.kuranarastirmalariplatformu.com

2 Yanıt to “Deniz Nasıl Yarıldı”

  1. isaret demiş

    Yukarıdaki anlatımlara katılmakla birlikte. Katılmadığım bir yeri işaret etmek istiyorum. Bu olyda bir olağanüstülüğün olmadığını kuran mushafının dilini anlayanların anlamış olması çok doğaldır. Asırlarca dilden kulağa, metinden göze hitap eden bu mevzuların bu kadar uzun süreli olmasının altındaki en büyük neden anlatılan dilin bir temsil,sembolik bir dil olmasıdır. Özel bir olaya atfedilen düz anlatımların varlığı uzun sürmezken sembolik bir dille anlatılan temsillerin uzun soluklu oluşu insanlığın temsil ve sembolu kullanmadaki sürekliliğinden kaynaklanmaktadır. Hangi dilde olursa olsun sembolik temsiller bir başka dil mensuplarına kolaylıkla mesaj verebilmektedir. Kuran mushafı da yüzeysel olarak okunup lafzını düz olarak aladığımızda ,Elinde asa olan denizleri yaran bir musa, ölüleri dirilten bir isa balığın karnında yaşanayan bir Yunus, ateşin yakmadığı bir ibrahim ve göklere yükselen bir muhammed algısı oluşuyor kafalarda. Hepsini de selam olsun. Siz denizin yarılmadığını med-ceziri bizlere işaret ettiniz. Ben de elinde bir sopayla gezen musa algısına değinmek istedim. Musa as a atfen sorulan “Ve ma tilke bi yeminike ya musa.” “Sağ elindeki nedir ey musa?”, “Kale hiye asay, etevekkeu aleyha ve ehuşşu biha ala ğanemi ve liye fiha mearibu uhra.”"(Musa:) “Bu benim değneğim” dedi, “buna dayanırım; bununla davarıma yaprak silkelerim; ve başka işlerde de kullanırım onu.”,”Kale elkiha ya musa.”"At onu ey musa”,”Fe elkaha fe iza hiye hayyetun tes’a.”"(Mûsâ) attı, bir de ne görsün o, koşan kocaman bir yılan!” Taha:17-20. Şimdi bu temsili yine kuran mushafının sembolik diliyle anlamaya çalışalım. 17.ayette Sağ elindeki nedir ey musa diye çevirdikleri ayette “yeminike” ifadesi sağ eli değil sağ duyuyu ile verilen kararları,vijdanı,insanı değer yargılarını temsil ediyor,karar alıp-vermede neyi ölçü aldığını,kıstasının ne olduğunu soruyor.”neye yarar sendeki o değer yargıları?” musa as “Ben ona dayanarak karar veririm,fıtratımda olana,vicdanımın sesine kulak veririm” diyor.Burda asa denilen şey bir sopayı değil dayandığı şeyi ifade ediyor. zaten ihtiyarların asa dediği şey ismini burdan alıyor, yani dayanılan şey anlamında asa deniliyor. Asa ismini sopadan değil sopa ismini asadan alıyor. Musa as ben sağ duyuma,fıtratıma dayanarak kararlar alırım ve davarlarıma yaprak silkerim temsili ile günlük hayatımı ve diğer tüm işlerimi buna dayanarak yönlerdiririm diyor. O zaman o fikrini “elkiha” et,ileri sür,empoze et telkin et,ortaya koy ve anlat diyor. yere atmak falan yok. İleri sürüp, ortaya koyduğunda bir de ne görsün, hayata dair ortaya konulan tüm fikirleri alt üst edecek derecede rağbet görüyor ve insanlar arasında bir geniş bir hareket alanına ulaşıyor. Diğer ayetlerde bahsedildiği gibi diğerlerini yutan, çürüten bir ejderha oluyor. Bu sembolik anlatım anlaşıldığında yılan olan,ejderha olan sopa mucizesi diye bir şeyin olmadığı ve elinde bir sopa ile dolaşan musa as algısı da bitiyor. Dolayısıyla musa as ın denizi işaret etmesi bir sopa ile değil sahip olduğu bilgisi ile olmuş oluyor.Buraya kadarki anlatımda “yeminike”,ilkiha” ifadeleri kuran mushafı bütünlüğü içinde incelenirse konu diğer bir çok konuya da ışık tutuyor. Mesela “ma meleket eymenehum” dan tutunda puthanede put kıran amele İbrahim as algısındaki yanlışlıkların görülmesine kadar. Hele hele “yemin” ve “ilqa” kelimelerinin birlikte geçtiği kaf:18 ayetini doğru anladığımızda “Telkin eder o iki telkin edici sağ duyu olanı ve sağ duyu olmayanı” kaf:18. Bu ayet kaf 23.ayetindeki “qarinuhu” ifadesinin “akran” anlamına geldiğini görerek ele aldıklarında insanın kendinde birbirine akran olan iki kişiliğinin olduğunu ve ademi olanın sağ duyuyu, şeytani olanın ise sağduyuya ters olanı empoze ettiğini, şeytanı dışarıda değil bizzat içimizde aramamız gerektiğini. Kulakları uzun,gözleri kanlı, ecüş bücüş dişleri olan bir şeytan tasvirinin de bir hayal olduğunu görmüş oluyoruz.

  2. EVVAB_İNSAN demiş

    Ellerinize yüreğimize sağlık saygıdeğer dost;

    Yüce Allah ilminizi artırsın…
    Yüce Allah ilminizi daha çok artırsın…
    Yüce Allah ilmini artırdıklarının sayısını artırsın… Ecmain…

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.